1974 Zonguldak doğumluyum. Çocukluğum ve gençliğim bu kentte geçti. 1995 yılında Antalya’ya yerleştim ve halen bu kentte yaşamaktayım. İnsan Kaynakları Yönetimi Mezunu olarak Antalya Turizminde 30 yıla yakın İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak hizmet verdim. İş hayatıma ara vererek, ertelediğim bir çok şeyi gerçekleştirmek istedim.
Ertelediğim işlerden birisi ise , ortaokul yıllarımda başlayıp bugüne gelen ve oldukça biriken, şiir, öykü , hikayelerimi paylaşmaktı. Bu sebeple ilk adımım bu oldu.
Bu site sayesinde , bir çok konularıda paylaşıp , yorumlayıp, tartışma şansımız da olacağını düşünüyorum. Elbette öncelik Edebiyat ve sanat.
İlgi ve desteklerinizle güzel paylaşımlarda buluşmayı ümit ediyorum.
Büyük Rus edebiyatçı Dostoyevski’nin bir sözünün peşinden gideceğim bugün:
“Bütün bu mücadele, hayatın her an sona ermesi için mi?”
Dünyanın ve özellikle kendi coğrafyamızın geldiği dönem itibarıyla, tamamen hayatta kalma dürtüsüyle hareket ediyoruz. Sistem bizleri adeta hipodromlarda koşturulan yarış atlarına döndürdü. Sadece önümüze bakarak, bütün gücümüzü sarfederek bitiş çizgisine ulaşmak için mücadele ediyoruz. Bitişe geldiğimizde elimizde kalan ise banka hesabımıza yatan maaş ve ödenen faturalar… Her ay bu döngü tekrar edip duruyor. Çalışamayanlar için durum ise daha da zor.
Oysa dışarıda gürül gürül akıp giden bir dünya ve yaşam var; tüm güzellikleri ve renkleriyle… Hayat mücadelesi içinde koştururken, başımızı kaldırıp bakmadığımız için çoğu zaman kaçırıyoruz bu renkleri.
Gülüşümüzü çaldılar gözlerimizden, ruhumuzdan huzuru, kalplerimizden sevgiyi. Sisteme hizmet eden modern köleler haline getirildik. Büyük bir çoğunluğun mutsuz ve geleceğinden umutsuz olduğu bir süreçten geçiyoruz.
Sistemin yarattığı bu canavar düzen yetmezmiş gibi, bir de biz odun atıyoruz bu ateşe. Bir ay boyunca zamanımızı, yaşamımızı feda ederek elde ettiğimiz kazançları yine sistemi ayakta tutmak için harcıyoruz. Amaçsız ve gayesizce tüketiyoruz; ihtiyacımız olsa da olmasa da… Kimi zaman nispet olsun diye, kimi zaman özentiyle, kimi zaman da “Ben böyle mutlu oluyorum” diyerek kendimizi kandırarak.
Acı olan ise, rekabete dayalı bu sistemde hayatta kalmak adına her şeyi birbirimizin üstüne basarak yapmamız. Saygı ve sevginin değer görmediği bir dönemdeyiz; unutulan ne çok değer var. Suç işleme yaşının nerelere düştüğünü biliyoruz. Geldiğimiz nokta itibarıyla namuslu, dürüst olmak “salaklık” olarak adlandırılırken; haksız kazanç ve zorbalık en itibarlı eylemler olarak değerlendiriliyor.
Dostoyevski’nin bu sözü, bu kirli düzene ve çarkı hiç sorgulamadan yaşayan insanlara karşı söylediğine inanıyorum. Bu hırs, kin, açgözlülük… En nihayetinde bir metre toprak ve bir avuç pamuk için mi? Ve bu gerçek her an karşımızda duruyor. Ertelediğimiz ya da “Nasıl olsa telafi ederim” dediğimiz şeyler için, bir bakmışız ki zaman kalmamış.
Bu gerçeğin ışığında, ara sıra çıkmalıyız hipodromdan. Denize bakmalıyız, gökyüzüne, kuşlara… Doğanın koynunda beslediği o güzellikleri görmeliyiz. Bir çiçek koklamalı, bir şiir yazmalı ya da okumalı, içimizi ısıtan bir film izlemeliyiz. Müziğin insanın hayal dünyasına sunduklarını hissetmeliyiz.
Aşık olmalıyız; varsın sevmesin o, sevmenin hazzını yaşamalıyız. Olur da sevilirsek bir de, başka ne ister insan?
Oldukça kısa diyebileceğimiz bu yaşamaya değer hayatı, kavganın içinde yenilmeden ve pes etmeden, barındırdığı tüm güzellikleriyle kucaklamalıyız. Herkes kendi imkânları ve gücü ölçüsünde de olsa…
Ve ben inanıyorum ki, “Yaşadım” diyebilmenin tek yolu, hayatımıza doldurduğumuz güzelliklerden ibarettir. Ne kadar çok güzellik biriktirmiş ve hissetmiş isek, o kadar yaşamışızdır.
Sıcak bir öğlen üstüydü, Bir çay deminde çekti seni canım… Söz vermiştin oysa o serin akşamüstüne; Gelmedin…
“/ “ Öylece vazoda kaldı, Sabahın seherinde sana topladığım o papatyalar. Bir kadın için ilk defa yaptım bunu oysa; Sırf solmasınlar diye, ürkekçe su döktüm vazoya.
“/ “
Vurdum kendimi sokaklara, Dışarıda o bildik, amansız sarı sıcak… Canım sıkkın, içim darmadağın; O sokakta ben soldum, o boynu bükük papatyaların yerine.
Bir ışık seliydi gelişin, Aldı beni kendi girdabına. Hazan çekildi ömrümden, Dokunduğun yere baharlar geldi.
Denk geldi elin elime, Zeus oldum, kafa tuttum dünyaya! Gir kanıma, sız sızılarıma, İlmek ilmek tenime işle…
Boncuk boncuk bak gözlerime, Sarı sarı gülümse ki; Titresin bastığın bu dünya. Ve sonra sev beni; Ekmek gibi, mukaddes bir aş gibi… Bir annenin evladını sarışı gibi sev. Ve sanki sabaha çıkmayacakmış gibi bu ömür; Öylece karışalım birbirimize
Doğrudan gelen kutunuza teslim edilen seçilmiş içerikler ve en yeni başlıklarla her şey haberdar olun. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!
1974 Zonguldak doğumluyum. Çocukluğum ve gençliğim bu kentte geçti. 1995 yılında Antalya’ya yerleştim ve halen bu kentte yaşamaktayım. İnsan Kaynakları Yönetimi Mezunu olarak Antalya Turizminde 30 yıla yakın İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak hizmet verdim. İş hayatıma ara vererek, ertelediğim bir çok şeyi gerçekleştirmek istedim.
Ertelediğim işlerden birisi ise , ortaokul yıllarımda başlayıp bugüne gelen ve oldukça biriken, şiir, öykü , hikayelerimi paylaşmaktı. Bu sebeple ilk adımım bu oldu.
Bu site sayesinde , bir çok konularıda paylaşıp , yorumlayıp, tartışma şansımız da olacağını düşünüyorum. Elbette öncelik Edebiyat ve sanat.
İlgi ve desteklerinizle güzel paylaşımlarda buluşmayı ümit ediyorum.